Lacan, seminerinin bu bölümüne psikanalizin idealizme indirgenemeyeceğinin vurgusuyla başlar. İnsan ıstırabının veya eksiğin nedenini çatışmalarda, hayat mücadelesinde yada kapitalizmle başlamadığını, meselenin dürtünün ontolojisinde başladığını söyler. Düşlemi önceleyen, hayatın bir ilüzyon olduğunu söyleyen kuramcılarla arasında mesafe çeken lacan, psikanalizin gerçeğe yönelik bir praksis olduğunu belirtir. Lacan Aristotales’ten aldığı iki kavramı getirir. Tukhe, bunu gerçekle karşılaşma/buluşma diye çevirir. Gerçek ise Automatonun ötesindedir. Automaton’u tesadüfi görünen tekrar gibi düşünebiliriz. Freud buna Wiederholungszwang (tekrarlama zorlantısı) demiştir. Lacan Freud’un bütün araştırmalarında bu olguyu incelediğini, buna özel bir ilgi gösterdiğini söyler ve Freud’un Kurt Adam vakasına dikkat çeker. Freud Kurt adamın anne ve babasının cinsel ilişkiye girdiği sahnenin kurt adam için önemli bir sahne olduğunu söyler. Öyleki bu ilksel sahne özneyi peşi sıra sürükler ve analizinin itekleyici kuvveti olur. Freud biraz da kaygıyla bu karşılaşmanın ne olduğunu, arkasında nasıl bir gerçek yatıyor olabileceğini büyük bir arzuyla ve mevcudiyetle anlamaya çalışır. Lacan Freud’un bu arzusunun analize dahil olmasıyla Kurt Adam’ın psikozunu tetiklemiş olabileceğini ima eder. Kurt Adam bu sahnenin etrafında bütün analizini kurar. Gösterenleri, rüyaları bu hep bu sahnenin etrafında patinaj bir hareket sergiler. Lacan tekrarlama kavramının gösterenlerin tekrarı, geçmiş bir olayın yeniden yaşanması veya bastırılmış bir şeyin davranışla dışavurulmasından öteye yerleştirir. Lacan’a göre tekrarlama, bunların ötesinde, öznenin Gerçek’le karşılaşma biçimi olduğunu söyler. Tekrarlamayı Gerçek’in ısrarı diye düşünebiliriz. Tekrarlama seans odasında aktarım yoluyla en çok kendini belli eder fakat Lacan, analistleri tekrarlamayla aktarımı birbirine karıştırmama konusunda uyarır. Temsilin ardında yatan temsil edilemez şeye dikkat etmemiz gerektiğini söyler. Aktarım bize bir temsil gibi görünebilir, ama aslında bu temsilde Gerçek’le karşılaşma yani Tukhe vardır. Dolayısıyla ‘’bugün tamamen tesadüfen gelemedim’’ diyen bir analizanın sözlerini ‘’tamamen tesadüf’’ diye kabul edemeyiz. Analizde ilgilenilen şey tam da bu tesadüftür. Rastlantı gibi görünen ufak bir pürüz.
Tukhe ise psikanaliz tarihinde kendini en çok travma olarak gösterir. Analitik deneyimin kökeninde, özümsenemeyen bir parça gibi kendini gösterir. Psişeye böylesine yabancı ve nahoş olan bir şeyi, haz ilkesinin silip süpürmüş olması gerekmez miydi? Bilinçdışı formasyonlarda görülense bunu inkar ediyor gibidir. Gerçeklik ilkesine ait olmayan bu parçayı Freud, haz ilkesinin ötesinde ama yinede haz ilkesinin içinde bir istisna olarak yerleştirir. Lacan için travma daha farklıdır. Lacan gerçeklik ilkesi ne kadar gelişirse gelişsin her zaman bir artık bıraktığını, bir temsil edilemeyen çekirdek bıraktığını söyler. Lacan, travmayı haz ilkesinin bozulmuş hali yada bir arıza olarak görmez. Lacan travmayı Freud’un ikili yapısının dışına kendi başına bir yapı olarak, Gerçek diyerek yerleştirir. Lacan bir psikanalizde asıl bunun araştırılması gerektiğini söyler. Klein’ın kuramında ‘’gelişimin itici gücü’’ olarak görülen iç nesne ilişkilerini imgesel düzeyde kaldığı için eleştirir. Lacan’a göre gerçeklik(Gerçek Değil) öznenin sembolik yapıyla ve Gerçek’le(Tukhe) karşılaşmasıyla oluşur. Yalnızca fantezinin ürünü değildir. Lacan gerçekliği güzel bir Fransızca kelimeyle özetler. -Souffrance- Bu hem azapta hem de askıda anlamına gelir. Özne Tukhe’yle karşılaştığında gerçeklik askıya alınmış, sembolizasyon çökmüş ve geriye azapta bir çekirdek bırakmıştır.
11. seminer Tukhe ve Automaton adlı başlığının 1. fıkrasının yorumudur.
Yazan: Onur Orak

Bir yanıt yazın